Özelleştirme üretim araçlarının devlet elinde mi yoksa özel sektörde mi daha verimli olacağı tartışması ile ortaya çıkmış ve serbest piyasa ekonomisini en iyi şekilde uygulayabilmek için de üretimin özel sektöre devredilmesine karar verilmiştir. Özelleştirme IMF ve Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelere sunduğu en büyük çözüm önerilerinden biri olmakla beraber Sovyetler Birliği’nin de çöküşüyle özelleştirmenin dünya üzerindeki yayılışı kaçınılmaz olmuştur. Özelleştirme zamanla ülkelerin kalkınmasında bir araç olmaktan çıkarak, hükümetlerin politikaları halinde bir amaca dönüşmüştür.
Türkiye’de özelleştirme 1980’li yılların ikinci yarısında Kamu İktisadi Teşebbüslerindeki aşırı istihdam, hükümetlerin kamu kuruluşlarını kendi yandaşlarıyla doldurması ve kamu kuruluşlarının artık verimli çalışamaması ve zarar etmesi gibi nedenlerle ortaya çıkmıştır. Özelleştirme ilk olarak zarar eden kuruluşlarla başlamış; fakat 2004 yılından itibaren en kârlı devlet kuruluşları da elden çıkarılmaya başlanmıştır. Özelleştirmeyle birlikte devlet hazinesine yüklü miktarda para girmiş ve bununla da borçların faizi ödenmiştir. Buna rağmen devlet kâr eden kuruluşların kârından yoksun kalmıştır.
Özelleştirme sürecinde telekomünikasyon ve enerji gibi stratejik öneme sahip olan altyapı ve hizmetlerin devlet tarafından yürütülmesi daha güvenli olacaktır. Zaten altyapı ve hizmet veren kuruluşlar batmasına izin verilmeyecek olan kuruluşlardır. Bu kuruluşların özelleştirilmemesi veya özelleştirilirken daha farklı stratejiler yürütülmesi, ek maddelerle bu kuruluşların güvence altına alınması gereklidir. Buna rağmen ülkemizde bu konuya hassasiyet gösterilmemektedir.
Günahıyla sevabıyla ülkemizde yapılan özelleştirmelerin özellikle yabancı sermayeyi de içinde barındıran özelleştirmelerin iyi veya kötü tüm sonuçlarını zaman içinde göreceğiz.