Peygamber
efendimiz Muhammed Mustafa (s.a) ‘nın dünyayı teşriflerinin yıl dönümü
ülkemizde 1989 yılından beri 14–20 Nisan tarihleri arasında çeşitli
etkinliklerle kutlanıyor. Her yıl “Kutlu Doğum” haftası çerçevesinde
yapılan etkinliklerin ve katılımların daha da artması ülkemiz ve İslam
âlemi adına gerçekten çok sevindirici olmaktadır. Bu yıl kutlu doğum
haftasının ve Kur-an’ı Kerim’in indirilişinin 1400.yılının aynı zamana
tekabül etmesi yine ayrı bir güzellik meydana getirmiştir. Kutlu doğum
yüce peygamberimizin örnek şahsiyetinin ve hayatının tekrar gözden
geçirilmesi, hatırlanması ve öğrenilmesi adına tüm İslam âlemi için bir
fırsat niteliği taşımaktadır. Ülkemizin ve toplumların içine düştüğü
bataktan, kargaşadan ve huzursuzluklardan kurtulmalarının yegâne yolu
peygamber efendimizi ve İslam’ın öğretilerini iyi anlamak ve doğru
yorumlamaktan geçmektedir. İslam âlemi Hz. Muhammed’i her yıl anmakla
kalmayıp onu her geçen gün daha iyi anlamaya çalışmalıdır. Giderek
bozulan düzenin ve toplumların peygamberimizin örnek yaşamına ve
kişiliğine olan ihtiyacı her geçen gün daha da artmaktadır. Her şeyin
çözümü Batıda aranırken asıl örnek almamız gereken kişi ve hayat tarzı
unutulmaktadır. Batının bile hayranlığını uyandıran ve tüm övgülerin ona
olduğu yüce peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a) bazı Batılı düşünürlerce
şu şekilde ifade edilmiştir.
Ölmeden önce Müslüman olduğu iddia edilen dünyaca ünlü
Rus yazar Leon Tolstoy “Muhammed” (s.a.v.) adlı kitabında şöyle
der:
“İslam dininin kolaylığını ve
sadeliğini anlamak isteyenin Kuran’ı Kerim’i ince, çok iyi düşünmesi
gerekir. Zira Kuran’ı Kerim ahkâm, talimat, açık, sade ve kolay
hakikatlere şamildir. İnsanlığın her tabakasından fertler O’ndan
nasibini alır. Bu mukaddes kitaptaki ayeti kerimeler, İslam dininin
yüksekliğine ve O’nun (s.a.v.) büyüklüğüne delalet eder.”
Ünlü Fransız yazar, şair ve politikacı
Lamartine peygamberimiz için şunları söyler:
İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün
acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu?
Ünlü Alman
şair ve yazar Johann Wolfgang von Goethe şunları ifade eder:
Çok kısa bir süre önce İslâm
Peygamberi'nin hayatını büyük bir ilgi ile okuyup tahsil ettikten sonra
gördüm ki; o asla bir sahte peygamber değildir.
Hiç kimse Muhammed'in kurallarından daha ileri
bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri, medeni imkânlarımıza rağmen
Muhammed'in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk
basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.
Meşhur İngiliz Filozof
Bernard Show diyor ki:
Tahmin ediyorum ki, Avrupa
gelecekte Muhammed’in dinini kabul edecektir. O’nun eserleri şimdi dahi
görülmektedir. Bu sebeple bizim, Muhammed’i beşeriyetin kurtarıcısı
olarak bilmemiz gerekir. Ben inanıyorum ki, Muhammed’in dini; beşer
hayatının bütün devirlerine uygun ve her nesli kendine çekebilmeye
elverişli yegâne dindir. Muhammed, Peygamberlerin en büyüğüdür.
Fransız Komünist Partisi’nin eski
liderlerinden iken, daha sonra Müslüman olan
Roger Garaudy ise:
Hz. Muhammed (s.a.v.), ilk
peygamberlerden uzanıp gelen yolun ışığını tamamlamış ve olgunluğa
erdirmiştir.
Daha nice Batılı düşünür tarafından övgüler
düzülen ve hayranlık uyandıran kâinatın efendisi batının ulaşamadığı
medeniyeti ve insan haklarını on dört asır önce insanlığa tahsis
etmiştir.
Nice savaşlar, işkenceler, zulümler ve kötü
tecrübeler sonrasında Batı barışı, insan haklarını ve özgürlükleri kabul
etmeye karar vermiştir. Nihayet 1948 yılında bir dizi insan hak ve
özgürlüklerini açıklayan “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” kabul
edilirken; İslam dünyasında ise yüzyıllar önce peygamber efendimiz
tarafından insanlığa medeniyetin yolunu açan Veda Hutbesi aslında ilk ve
gerçek insan hakları beyannamesi niteliğini taşımaktadır.
Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde insanların eşitliğini
ve hiçbir ırkın başka bir ırka karşı üstünlüğü olmadığını, adaletin
herkese eşit şekilde uygulanması gerektiğini ve insan haklarının önemini
belirtmiştir. Yine Veda Hutbesi’nde özellikle de batının daha iki
yüzyıl öncesine kadar sömürü unsuru olarak kullandığı kadını peygamber
efendimiz Allah’ın emaneti olarak saymış ve ümmetine de kadın haklarını
gözetmelerini ve onlara saygı göstermelerini hususiyetle vurgulamıştır.
Batının hayranlık duyduğu yüce peygamber ve onun
tebliğ ettiği din olan İslamiyet bize bunca güzellikleri, medeniyeti,
ahlak anlayışını ve en iyi çözümleri sunarken; içine düştüğümüz
karışıklıktan, toplumsal huzursuzluktan, bozulmuş adalet anlayışından ve
çöküntüye uğramış ahlaki düzenden çıkış yolunu hala Batıda aramak
bizleri sadece çözümsüzlüğün daha büyüğüne götürür.
Mensubu olduğumuz dinin ve medeniyetin
birleştiriciliği ve bize sunduğu çözümleri en iyi şekilde idrak edip
değerlendirdikten sonra dünyaya örnek teşkil edebilecek bir toplum
olmamamız için hiçbir sebep yoktur.
İçerisinde bulunduğumuz bu değerli haftada yüce
peygamberin güzel ahlakıyla ahlaklanmak temennisiyle…