EYLÜL…
Eylül…
Benim için çok özel bir ay…
Eylül ayında nişanlandım…
Eylül ayında evlendim…
İlk çocuğumu Eylül ayında kucağıma aldım…
9 yaşında bir çocukken bir Eylül sabahı sokağa çıkamadım… Ağladım… Sonradan öğrendim darbe olmuş o gün…
Ve yine bir Eylül…
Hayatımızın en önemli kararlarından birini vereceğiz bu Eylül’de…
Geleceğimizin rotasını çizeceğiz…
Pekiyi oyumuzu neye göre kullanacağız?
Eylül ayının gelmesiyle televizyonlar da dizi yarışına başladı…
Bizleri televizyona bağlamak için çekilen bir sürü yeni dizi ve yıllardır bitip tükenmeyen diğerleri…
Kime sorsanız soluksuz anlatır dizilerde olup bitenleri…
Ama “Yaprak Dökümü” dizi olmadan önce kaç kişinin haberi vardı Reşat Nuri’nin kitabından?
Ya da haberi olanlardan kaç kişi okumuştu?
Kabullenmek gerekir okumayı pek sevmiyoruz. Ama izlemek öyle mi? Televizyonlarda dizi üzerine dizi, film üzerine film çekerek tetikliyorlar izleme azmimizi.
Ve sonuç; tepkisiz, duyarsız hayatı yaşadığı dizilerden ibaret gören bir halk. Tüm sohbetler yeni çekilmiş ya da izlenme rekorları kırarak varlığını uzun zaman koruyabilmiş diziler üzerine…
Şimdi çok önemli bir kararın arifesindeyiz. Geleceğimiz hakkında biz karar vermeliyiz. Yeni anayasanın her maddesini tek tek okumalıyız, mevcut anayasa maddeleriyle karşılaştırmalı, ne getiriyor ne götürüyor kendimiz görmeliyiz.
Bize dayatılanları dayatılmaya çalışılanları izleyerek verilecek kadar basit değil bu karar. Bu bizim geleceğimiz… Bizim kararımız olmalı… Doğru kararı verebilmek içinde okumalıyız. Okuduklarımızı izlediklerimizi akıl ve mantık süzgecinden geçirmeliyiz. Bu karar günlük ihtiyaçlarımız karşılığında geleceğimizi satacak kadar basit bir karar değil!
Ülkemizde gündem çok hızlı değişiyor. Kaldıracağız denilip kaldırılmayan dokunulmazlıklar, yabancılara toprak satışı, AB’ye girme uğruna verilen tavizler, İsrail’e 40 yıllığına kiralanmak istenen mayınlı arazi, eve dönüş yasası adıyla çıkan af ve ev yerine dağlara dönen PKK’lılar, yeniden hortlayan terör, Kürtçe televizyon kanalları, Irak’ta yaşanan çuval olayı, İmralı’dakine verilen imtiyazlar, suçları dahi söylenmeden cezaya dönen gözaltı tutuklamaları, Fener Rum Patrikhanesinin ekümenikleştirilmek istenmesinden rahatsızlık duyulmaması (Ekümenik sıfatı verilmiş olan patrik, tabasının siyasi ve ekonomik çizelgesidir adeta. Savaştan barışa, kadınların doğum kontrolünden, ülkenin protokol işlerine kadar her şeyde son sözün sahibidir. Ekümenikliğin en önemli özelliği, Ekümenik sıfatı, hangi kilisedeki patriğe verilmişse, o kilisenin bulunduğu şehir Hıristiyanlarındır anlamına gelir ve o patriğe bağlı olan Hıristiyan taba, Ekümenik sıfata haiz olan patrikten daha etkin ve yetkin hukuk tanımaz), en ücra dağ köylerinde bile açılan ev kiliseler, ekonomik krizlerin yarattığı cinnetler, fişlenmeler, dinlenmeler v.s…. Hepsini gözden geçirin kararınızı vermeden önce…
****
Zaman silkelenip kendimize gelme zamanıdır. Televizyonların bizleri soktuğu kalıptan çıkma zamanıdır. Uyuşukluğu, tepkisizliği, çıkarcılığı bırakma zamanıdır….
Çünkü tepkisiz, çıkarcı ve umarsız toplumlar cahil toplumlardan beterdir… Ve bizim bu anayasa değişikliği kararını verirken cahillik etme lüksümüz yoktur…