Türk Milleti 15 Temmuz akşamı tarihinde eşi benzerine rastlanmamış bir kalkışmaya tanık olmuştur. Demokrasi bazında acı tecrübeler yaşamakla birlikte olanları siyasi bazda çözebilmiş değilim. Türk milletinin sahip olduğu hars son derece şerefli bir tarih ve üstün bir karaktere dayanmaktadır. Türk kültürünün temelinde adalet ve iyilik düşüncesi hakimdir. Hakimiyette kaba kuvvet ve zulmün değil, adil nizam ve adil yönetimin esas olduğu inancımı medyada görmüş olduğu birkaç kare ile kaybetmiş bulunmaktayım. Bir çoğu vatani görevi ifa niyetiyle geldikleri vatan kucağında tatbikat, olağanüstü bir olay olduğu şeklinde kandırılarak meydanlarda kullanılmış askerimizin hangi bir kanunsuz emirden haberdardır diye düşünmüyor değilim.

 ‘ Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.’ Anayasa hükmünün mevcut ortamda uygulanabilirliği sorgulamaya değer. Kukla olarak kullanıldıklarından bihaber askerimizin teslim olmalarının akabinde yaşadıkları korku objektiflere yansımış, insanın adeta kanını dondurmuştur. Söz konusu terör örgütü kapsamında ülke birlik ve beraberliğini bozmaya ve yok etmeye yönelik gerçekleştirilen hareketlerden sorumlu olan vatan hainleri en ağır şekilde cezalandırılmalı, benim eleştirim kurunun yanında yaşı da yakmamız. Asker milletin askerine karşı göstermiş olduğu hareket acı bir görüntü verdi dünya kamuoyuna, dünyanın en güçlü ordularından kabul edilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarının zedelendiği de su götürmez bir gerçektir.

Demokratik sivil toplumu ayakta tutan millettir ve bu yüzdendir ki darbe girişimine karşı direnme hakkımızı kullanmamız çok doğrudur. Milletimizin haklı olarak olayın sıcaklığı ve duygularının yoğundan kaynaklı olduğunu düşündüğüm idam cezası talebinin ise Anayasa ve Kanunumuzda ülkemizin taraf olduğu AİHS ile ek 6 ve ek 13. Prokoller gereği şu aşamada yer edinmesi hukuken mümkün görünmemektedir. AİHS ve protokollerindeki hükümlerine imza atmamış olsaydık dahi bu defa karşımıza Anayasamızın ‘Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.’ Hükmünün yer aldığı 90/5. Maddesi çıkacaktır. Ayrıca söyleyebiliriz ki Ceza Hukukunda, sanığın ve mahkumun aleyhine geçmişe etkili düzenleme getirilemez. Bu sebeple idam cezasının bir an için kabul edildiğini düşünsek bile bu yaptırımı darbe girişiminde bulunanlara uygulayabilmek mümkün değildir ki aslında buna da gerek olmadığı kanısındayım. Zira “Hükümete karşı suç” başlıklı TCK m.312’ye göre, ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.’ Bu yaptırımın ağır sonuçlar içerdiğini kabul edebiliriz.

Ülkemizin ağır bir sınavdan geçtiği bu dönemde provokasyonlara mahal vermeden gerek vatandaşımızın ve gerekse de siyasi liderlerimizin göstermiş olduğu birlik ve beraberliğin her alanda devam etmesi temennisi ile ‘Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça, senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk titre ve kendine dön’ diyorum.