Son dönemlerde doların hızlı yükselişinin önüne geçilememesi karşısında hükümet bu yükselişin Türk ekonomisine yansıttığı zararı azaltmak ve Türk lirasının değerini korumak amacıyla bir takım adımlar atmanın peşinde. Sözleşmelerini dolar üzerinden gerçekleştirmiş kimseler bakımından da ticareti önemli ölçüde zorlaştırdığı ve hatta sona erdirdiğine dair haberler ne yazık ki her gün bültenlerde karşımıza çıkmakta.

Sözleşme hukukunda egemen olan ve Türk Hukukunda kabul edilen kural, "Sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa) " kuralıdır. Bu ilke gereği her borçlu sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan zorluk ve engellere rağmen sözleşmede öngörülen edimi aynen ifa etmelidir.

Bununla birlikte sözleşme kurulurken tarafların iradelerini etkileyip sözleşme yapmalarına neden olan koşullar öngörülemez şekilde, önemli ölçüde adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmiş ve bu değişimin sonucu olarak sözleşmedeki denge bir tarafın aleyhine katlanılamayacak ölçüde bozularak işlem temeli çökebilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ile sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki oluşur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kuralarına aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu karşıtlık 6098 S. TBK 138 maddesi ile giderilmeye çalışılmış, sözleşmenin değişen koşullara göre uyarlanabilmesi imkanı getirilmiştir. TBK madde 138 e göre aranan bir takım şartların varlığı durumunda borçlu uyarlama talebinde bulunabilecektir.

1- Borçlu tarafından öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkmış olmalı.

Olağanüstü durum ile kastedilmek istenen ise para değerinin önemli ölçüde düşmüş olması gibi günlük hayatın olağan akışına göre borçlunun hesaba katmakla yükümlü olmadığı olaylardır.

2- Olağanüstü durum borçludan kaynaklanmamış olmalı..

3- Olağanüstü durum sözleşme yapıldığı sıradaki mevcut olguları borçludan ifanın istenmesini Dürüstlük Kuralına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalı.

Bu değişiklik sözleşmenin esaslı noktalarında olmalı ve kuruluş anı ile ifa anı arasındaki denge menfaatler açısından bozulmuş olmalı. Aşırı ifa güçlüğü sözlşemenin yapıldığı sırada mevcut olup sadece borçlu açısından fark edilememişse haklı olsa dahi uyarlama hükümlerinden yararlanamayacak fakat yanılma sebebiyle irade bozukluğuna dayanabilecektir.

4- Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalı.

            Bahsettiğimiz şartların somut olay bakımından gerçekleşmiş olması durumundan borçlu açısından kullanabileceği 2 imkan karşısına çıkacaktır.

A- Borçlu aşırı ifa güçlüğü sebebiyle sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanmasını isteyebilir. Borçlu bu hakkını mahkemeye başvurmak suretiyle dava yolu ile kullanabilecektir. Hakim somut olayı re’sen araştırıp uyarlama mümkün ise yöntem ve miktarını taraflar arasındaki çıkar dengesini dikkate alarak serbestçe belirleyecektir.

B- Sözleşmenin uyarlanması mümkün değilse dönme hakkını kullanarak sözleşme ile bağlılıktan kurtulabilecektir.

            Alınması düşünülen tedbirlerin vatandaşlar bakımından ne denli faydalı olacağını zaman gösterecektir. Unutulmamalıdır ki eğer girişim ilerliyorsa, bolluk ekonomi ile birlikte artar; ama girişim yoksa bolluk ekonomi ile birlikte çürür.

 

 

Detaylı bilgi için: [email protected]